28 Nisan 2011 Perşembe

İSTANBUL VE SOĞUK

Boğaz ve Haliç karlar altında, eşsiz bir manzara (Beşiktaş)


Bundan 55 yıl önce İstanbul Boğazı’nın iki yakasında bulunan Poyrazköy-Rumeli Kavağı arasında denizin üstünden yürümek mümkün olmuştu. Hayır, bu hikaye Hz. Musa ve Kızıldeniz macerasının 20’nci yüzyıl versiyonu değil. 24 Şubat 1954’te İstanbul Boğazı’nın sularına bakanlar - 2001 yılında sıkça gördükleri gibi - parlayan güneşin yansımasını değil, buz parçaları ve minyatür buzdağları gördü. Çünkü Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları uzun seyahatlerine Boğaz’dan devam etmeyi uygun görmüşlerdi. Büyükdere, Çengelköy ve Kanlıca kıyıları koyları buzla doldu. Ortaköy önleri de öyle. Ve gerçekten de Poyrazköy ve
Rumeli Kavağı arasında yürüyerek karşıdan karşıya geçenler oldu. Vapur seferleri iptal edildi. Buz akımı da marta kadar sürdü.



Buz üstünde fotoğraf


55 yıl önce 24 Şubat 1954'te insanlar bambaşka bir İstanbulda uyandılar. O yıllarda aşşağı yukarı her sene, şehir günlerce karlar altında kalır hayat ise adeta dururdu, gün yine çocukların günü oldu.Fakat Tuna Nehri'nden koparak Karadeniz'e ulaşan ve İstanbul Boğazı'na kadar inen buz parçaları deniz yoğun kar yağışıyla birleşince Boğaz adeta Antartikayı andırır bir hal aldı, artık Boğazın üstünde yürümek, hatta elle balık toplamak mümkündü. Televizyon yoktu o zamanlar TRT ise günün belirli saatleri sadece haberleri sunardı, 16 saatlik yayına geçmesi ise 1964 yılını bulacaktı.Radyolar açılır haber sunulurmu diye beklenir bir anons gelir ve mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmaması istenir, çetin kış şartlarının devam edeceği belirtilmişdi, 1954 senesinde bu zamanlarda İstanbulda hayat neredeyse durmuştu.

O seneler batı müziğinden yeni haberdar olan gençlik için şarkılar ne kadar orjinaline benzerse o kadar değerliydi, fotograf makinası ise çok değerli, fotografçılık bir sanat olarak adledilirdi.İstanbula göçte ilk bu tarihlerde başladı,bu tarihlerde İstanbulun boğazına el sürülmemiş, denizleri kirlenmemişti, bir başkaydı herşey o tarihlerde İstanbulda.İstanbulun çocukları Haliçte, Menekşede, Floryada aklınıza gelebilecek neredeyse tüm plajlarda denize girerlerdi ama en popüleri Menekşe sahilydi, Moda ise plajı çay bahçeleri Gazinolarıyla Anadolu yakasının incisiydi...


1950 li yıllar Menekşe Plajı - Yüzen Çocuklar

Nostaljiyi bir kenara bırakıp tekrar 24 şubat 1954 e geri dönelim. Eksi 6 dereceye kadar düşen sıcaklık İstanbul'da yaşamı etkilerken; Tuna Nehri'nden koparak Karadeniz üzerinden Boğaz'a ve limana ulaşan buz kütleleri yüzünden 24 Şubat 1954 gecesi vapur seferleride iptal edilmişti.

O günkü gazete haberlerine göre, Boğaz'dan Karadeniz'e çıkmak üzere olan bir Sovyet gemisi, buzlar arasında kaldı ve yardım girişimleri de sonuç vermedi.Ve bu gemi Boğazın derin sularındaki onlarca batıktan biri olarak tarihede ismini yazdırdı.

İstanbul'da kara kışın yol açtığı benzeri bir olay 1929 yılının mart ayı başında da yaşanmıştı. Yine buz kütleleriyle dolan Boğaz'da vapurlar çalışamamıştı ve Haliç donmuştu, kışlar şimdiki gibi değil çetin ve zorluydu...



1954 Şubat ayında meraklılar buz üstünde yürümüş, hatta kimileri sandallara atlayıp bu buz kütlelerinin yanına gitmiş, yanlarında getirdikleri bayrakları dikerek fotoğraf çektirmişlerdi. Bu olayın en önemli yanı ise, bu tarihten sonra böyle bir tecrübenin yaşanmamış olmasıdır.
Küresel ısınma değişen ekolojik denge, bu kışta İstanbul’da sıcaklık hep mevsim normallerinin üzerinde seyretti. Gazetelerde üç günde bir çıkan "Müthiş soğuk geliyor, kar her yeri vuracak" haberleri malesef hep ıska geçti. Doğal gaz almış başını gitmişken olmasın varsı o kadar soğuk deyip birde İstanbulun tarihi kışlarına bakalım...


• 401 yılında, Bizans İmparatoru Arkadius zamanındaki donma 20 gün sürmüş. 739 yılında bir kez daha... 755’teki kışta ise Karadeniz kıyılarının, bütün Haliç’in, hatta Marmara’nın kuzey kesiminin baştan sona buzlarla kaplandığına dair belgeler var.
• 763 kışında Haliç’in çevresindeki kıyılar 100 adım mesafeye kadar donmuş. Hem de yer yer 30 metre derinliğe kadar. Karadeniz’deki buzlar çözülürken, kütleler kenetlenince Boğaziçi ve Haliç tıkanmış. Dönemin metinlerinde, insanların ve hayvanların Üsküdar’dan Galata’ya yürüdükleri yazıyor.
• Tam 100 yıl sonra bu hadise yeniden gerçekleşmiş. Sonra 928’de bir daha. Üstelik buzların erimesi dört ay sürmüş. Ardından 934’te bir daha... 1232’de bir daha...
• İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girdikten sonraki ilk büyük don olayı 9 Şubat 1621’de gerçekleşmiş. Yine Boğaziçi ve Haliç donmuş. İnsanlar çoluk çocuk, yaşlı genç demeden Üsküdar’dan Galata’ya yürümüşler; buzların arasında sıkışıp kalan kayıkların arasından geçerek.
• 1823’te, II. Mahmud padişahken yaşanan dondurucu soğuklarda sadece Haliç değil, şehrin çeşmeleri de donunca halk susuz kalmış.
• 1878 yılında aynı olay yaşandığında, Osmanlılar, Plevne’de Ruslar’la savaş halindeymiş. Rumeli’yi kırıp geçiren soğuklar nedeniyle Sultan II. Abdülhamid orduya yardım gönderememiş.
• Günümüzde hayatta olanların anımsayabilecekleri en şiddetli kış 1929 kışıdır. Önce, şubat ayında Haliç dondu. Ardından 1 Mart’ta Karadeniz’den Boğaz’a giren büyük buz kütleleri limanın ağzına yığıldı, şehir hattı vapurları çalışamadı. Sadece Galata Köprüsü-Harem seferleri yapılabildi. Köprü ile Kadıköy arasındaki seferler de aksadı. Buzların üzerinde bulunan, Macar katanalarına ait nal izleri, bu buzların Tuna’dan geldiklerini gösteriyordu.

Çocukların hokkalarındaki mürekkeplerin bile donduğu, kümeslerde yaşayan tavukların
kaskatı kesilerek buzdan heykele döndüğü o günleri yaşayanlar, ağaçlarda donarak dallardan düşecek kuşları kapmak için ağızları açık, ağacın altında bekleyen uyanık sokak kedilerini anlatırlar.


İstanbul’un tarihi, ‘denizin buz kesmesi’ hikâyeleriyle dolu. Kayda geçenler şunlar:

• 401 yılında Bizans İmparatoru Arkadius zamanında donma 20 gün sürdü.

• 739 yılında yine dondu.

• 755 yılında Karadeniz kıyıları, bütün Haliç ve Marmara’nın kuzey kesimleri boydan boya dondu.

• 763 yılında Haliç’te kıyılar 100 adım mesafeye, 30 metre derinliğe kadar dondu.

• 928’de buzların erimesi dört ay sürdü.

• 1823’te 2. Mahmud döneminde hem deniz hem musluklardan akan su donmuştu.























Balıklarımız hala binbir tehlike atlatarak Boğazdan geçerler, ama en azından artık foklardan korkmalarına gerek yoktur. Evet, fok dedim. 1960'lı yıllara kadar fok balıkları Istanbulda yaşıyorlardı.
Tuzla ve Adalar kıyılarında üreyen fokların bir kısmı boğazdaki koylarda yaşardı. Hatta yalı iskelerinin altında foklara yem bırakmak için yerler oluduğu belirtiliyor. Yavru iken yakalan foklara Galata köprüsünde gösteri yaptırılırdı, örneğin 1960' a kadar Eminönü ayağında gösteri yaparmış Yaşar. Gerek kirlilik, gerek şehirleşme ile Istanbul fokları tarihe karıştı artık. Yanlız fok mu, en son yunus Istanbul'da ne zaman görüldü acaba, 16yy'da boğaz'da yunusların 200-300'lük sürüler halinde görüldüğü anlatılıyor. Istanbullu balıkçılar balıkları ağlarına sürdükleri için yunusları avlamaz, uğurlu sayarlardı. 1950lerde ise Karadeniz'de zıpkın ile avlanmaya başlanınca gerek Karadeniz'de gerek boğazda yunus neredeyse kalmadı.

Kalan yunuslar zaman zaman ada vapurlarına eşlik ederler zıplaya zıplaya. Fok ve yunustan sonra diğer bir deniz memelisi olan balinayı Moby Dick'te buluruz. Hayır, Kaptan Ahab'ın peşinde koştuğu beyaz balina Moby Dick'ten bahsetmiyorum, kitapta 10. yy'da Istanbul'da gemilere saldıran bir balinadan da bahsedilir. Herman Melville 1856'da gelir ve 6 gün kalır Istanbul'da, ama gemisine saldıran bir balina olmaz. Gene de Melville çok da yanılmaz Istanbul'da bir balinadan bahsederken, Sunay Akın'ın Kule Canbazı kitabında Ahmet Mithat Efendi'nin Bizans döneminde kıyıya vuran bir balinadan bahsettiğini öğreniyoruz. Aydın'dan yüzlerce yıl önce Istanbul'u ziyaret eden bu bahtsız akrabası kutsal sayılıp iskeleti Sarayburnu'nda kale duvarına asılır. Osmanlılar kule onarımı sırasında indirirler ama aynı yıl denizden balık çıkmayınca uğursuzluk geldiğine inanan balıkçıların isteklerini kırmamak için bulunabilen kemikler kale duvarına tekrar asılır.